Mesleğin onuru için Ankara’dan sonra Çanakkale…

Mesleğin onuru için Ankara’dan sonra Çanakkale…

Mesleğin onuru için Ankara’dan sonra Çanakkale…


Biri aklın,diğeri vicdanın şehri.
Biri kararların alındığı yer,diğeri bedellerin ödendiği…


İkisinin arasında kurulan o köprüde bir çalıştay yapıldı. Kâğıt üzerinde“toplantı” yazıyor olabilir ama aslında mesele çok daha derin.Çünkü bu ülkenin medyası sadece haber yazmıyor; aynı zamanda hafıza taşıyor,direnç üretiyor, bazen de suskunluğun bedelini ödüyor.
Kırk yıl…
Dile kolay.
Bir ömürlük tanıklık.
Kaç toplantı gördünüz, kaç söz dinlediniz, kaç vaat eskitti bu memleket… Ama bazı anlar vardır; insan “işte bu” der.Çanakkale’deki o buluşma, tam da öyle bir eşik gibi duruyor.
Çünkü mesele sadece gazetecilik değil.
Mesele,onur.
Mesele, mesleğin kendi ayakları üzerinde durabilmesi.
Bugüne kadar medya dediğimiz yapı, çoğu zaman ya güç odaklarının gölgesinde kaldı ya da kendi içinde parçalanarak etkisini yitirdi.Televizyonlar konuştu,gazeteler yazdı, dernekler toplandı… Ama hep bir eksik vardı:
Bağımsızlık.
Şimdi ortaya konan “Medya Meslek Odası” fikri, işte tam da bu eksikliğin üzerine basıyor.Kimi bunu bir rekabet alanı olarak görecek,kimi bir güç savaşı… Doğru. Çünkü bu ülkede örgütlü her yapı, bir süre sonra iktidarların radarına girer.Kullanılmak istenir.Yönlendirilmek istenir.
Ama tarih bize şunu öğretir:
Gerçekten inananlar varsa,o yapılar bir noktadan sonra kendi sınırlarını kendileri çizer.
Tıpkı barolarda olduğu gibi…
Tıpkı bazen tek bir kalemin, koskoca bir manşetten daha güçlü olması gibi…
Şakir Gürel’e duyulan güven de buradan geliyor aslında.
Çünkü liderlik, koltukta oturmak değil; gerektiğinde en önde durmaktır.
Ve en önemlisi…
Kendi hakkını savunmadan önce, başkasının hakkını savunabilmektir.
Bugün medya üç ayrı dünyada yaşıyor:
Geleneksel medya…
Kurumsallaşmaya çalışan meslek yapıları…
Ve sınır tanımayan yeni medya…
Bu üçü birbirine çarpacak.Çarpışıyor da zaten.Bu kaçınılmaz. Çünkü biri düzen ister, biri yapı kurmak ister, diğeri özgürlük ister.
Ama belki de ilk kez…
Bu üç alanı aynı masada konuşma ihtimali doğuyor.
İşte umut tam da burada başlıyor.
Çünkü umut,büyük cümlelerde değil…
Doğru soruların sorulduğu masalarda büyür.
Ve o masa Çanakkale’de kuruldu.
Belki yarın yine tartışacağız.
Belki yine bölüneceğiz.
Belki yine “olmaz” diyenler çoğalacak.
Ama bir gerçek değişmeyecek:
Bu meslek, hâlâ ayakta kalmak istiyor.
Ve bu kez…
Sadece hayatta kalmak değil,
Onuruyla yaşamak istiyor.

Benzer Haberler