Baban Giderse…
Baban giderse,
evin duvarları ayakta kalır da,
içi çöker.
Saat çalışır,
takvim yaprakları düşer,
ama zaman durur.
Baban giderse,
başın sıkıştığında arayacağın numara silinmez,
ama artık çalmaz.
Herkes “geçer” der.
Geçmez.
Sadece insan alışır…
Eksik yaşamaya.
Otuz yıl olmuş.
Dile kolay.
Takvime bakarsan uzun,
kalbine sorarsan dün.
Yük taşımayı omuz sanan bir kuşaktandı babalar.
Sessizdi.
Gösterişsizdi.
Ama bir evin çatısıydı.
Yağmur yağınca anlardın kıymetini.
Yuvanın her taşında emeği vardı.
Bir kapının menteşesinde,
bir masanın ayağında,
bir çocuğun geleceğinde…
Fedakârlığı yüksek sesle anlatmazdı.
Zaten anlatılmazdı.
Yaşanırdı.
Baban giderse,
el öpmek bayramdan çıkar.
Bayram, takvimden ibaret kalır.
Ama bazı insanlar ölmez.
Sadece görünmez olur.
Otuz yıldır akılda.
Otuz yıldır kalpte.
Mesafeler hiçbir şeyi değiştirmiyor.
Yurt dışında olsan da,
o gün geldi mi,
insan yine koşarak gidiyor.
Mezara değil…
Hatıralara.
Dostlarına saygıdan vazgeçilmemiş.
Düşmanlarına sevinç çok görülmüş.
İşte bu, bir babanın geride bıraktığı en büyük miras.
Ve bir annenin sevgisiyle birleşmiş bir baba hatırası…
Zaman aşımına uğramaz.
Bazı eller artık öpülmez.
Ama yokluğu,
insanı her gün eğilir kılar.
Ruhunuz şad olsun.
Baba…
Giden sensin belki,
ama eksilen biziz.
Saygıyla.
Özlemle.