Bir haftadır sabahları yürüyorum.

Bir haftadır sabahları yürüyorum.

Bir haftadır sabahları yürüyorum.

Şehrin nabzı en iyi sabah atar.
Makyajsızdır.
Süssüzdür.
Gerçektir.
Ben de bir gazeteci olarak, sadece adım atmıyorum; bakıyorum, not alıyorum, hafızaya kaydediyorum.
Sokaklar pırıl pırıl.
Çöpçüler durmadan çalışıyor.
Her mahallede.
Köylerde bile.
Bu şehirde uzun zamandır görmediğim bir temizlik disiplini var.
Ceyhan tarihinde böyle bir sistemi hatırlamıyorum.
Bir temel atılmış.
Kadir Aydar güzel bir düzen kurmuş.
Bugün o düzeni Sevil Aydar Yıldız sürdürüyor.
Alkışlıyorum.
İyiye iyi demek boynumun borcu.
Ama…
Şimdi madalyonun öbür yüzüne dönelim.
Sabah yürüyüşü. Saat 08.30.
Sebze hali… Eski Perşembe Pazarı yolu…
Kaldırımlar demir yığını.
Kum tepesi.
Müteahhit artığı.
Vatandaş ne yapsın?
Kanat mı taksın?
Uçarak mı geçsin?
Şehir temiz olabilir.
Ama şehir düzenli mi?
Kepçe takur tukur çalışıyor.
Eski bina yıkılıyor.
Yerine yenisi yapılacak.
Güzel.
Peki o mahallede yaşayan insanlar?
O sesle uyanmak zorunda mı?
Deprem sonrası zaten kepçe sesinden travma yaşayan insanlar hiç mi düşünülmez?
Şehir sadece beton değildir.
Şehir insan demektir.
Sanayi Yolu’na girin.
Kaldırımlar içler acısı.
Yollar köstebek yuvası.
Temizlik var.
Ama denetim?
Zabıta nerede?
İmar ekibi nerede?
Yok mu?
Varsa neden sessiz?
Yönetmek sadece süpürmek değildir.
Yönetmek, görmektir.
Duymaktır.
Utanmaktır gerektiğinde.
Algıyla şehir yönetilmez.
Fotoğraf karesiyle belediyecilik yapılmaz.
Bugün 6 Ocak.
Kent Meydanı’nda yürüdüm.
Tertemiz.
Düzenli.
Eser gibi.
Demek ki olabiliyor.
O zaman her yerde olsun.
Bu şehir sahipsiz değil.
Ama sahip çıkmak görev ister.
Ciddiyet ister.
Cesaret ister.
Ben yürümeye devam edeceğim.
Bakmaya devam edeceğim.
Yazmaya devam edeceğim.
Çünkü gazetecilik alkış memurluğu değildir.
İyiye iyi,
Kötüye kötü demektir.
Ve unutmayın…
Ceyhan bakıldıkça güzelleşir.
Ama denetlenmedikçe çürür.

Benzer Haberler