Ceyhan Uçuyor da… Kimle?
Koltuk küçük.
Menfaat daha küçük.
Ama kırılan kalplerin, dökülen değerlerin hesabı büyük.
Kimse kusura bakmasın…
Ceyhan, sessiz sedasız eriyor.
Buz gibi.
Gözümüzün önünde.
Koronadan beri mi?
Yok yok…
Korona sadece bahaneydi.
Asıl virüs çok daha eski.
Hep ağızlarda aynı cümle:
“Ceyhan çok önemli.”
“Ceyhan enerji üssü.”
“Ceyhan stratejik.”
İyi de…
Bu kadar önemliyse,
neden bu kadar sahipsiz?
Bir dönün bakın.
Kurumlara…
Kuruluşlara…
Sivil toplum dediğimiz o tabelalara…
Belediye meclislerine…
Herkes Ceyhanlı.
Ama Ceyhan için ortada kimse yok.
Herkes konuşuyor.
Herkes biliyor.
Herkes çok dertli.
Ama iş elini taşın altına koymaya gelince…
Taş ağır geliyor.
Bir avuç insan var.
Gerçekten mücadele eden.
Adını yazmasak da biliniyorlar.
Onlara saygı duymamak mümkün değil.
Ama onlar da…
Kel aynak kuşu gibi.
Nesli tehlikede.
“Ceyhan uçuyor” diyoruz.
Evet…
Uçuyor.
Ama pilot kabininde Ceyhanlı yok.
Dışardan gelenler…
Direkt kapıdan giriyor.
Makamlar hazır.
İmkanlar hazır.
Ceyhanlı ne yapıyor?
Forum veriyor.
Sıra bekliyor.
Dosya taşıyor.
Sonra da deniyor ki:
“Biraz sabır.”
Bu şehir sabırdan başka ne yaptı ki?
Eski taş…
Eski hamam…
Ama aynaya bakınca tanıyamadığımız bir Ceyhan.
Koltuk için kimseyi kırmayın.
Üç günlük makam için şehri harcamayın.
Çünkü koltuk gider…
Ama kaybolan değerler geri gelmez.
Ve unutmayın…
Ceyhan uçarsa,
bazıları VIP salondan bakar.
Bazıları da arkasından el sallar.
Vay Ceyhan’ım…
Sen ne günlere kadirsin.








