Gazetecilik…
Eskiden bir meslekti.
Şimdi çoğu zaman bir gürültü.
Oysa hakikat,hiçbir zaman bağırarak anlatılmazdı.
Hakikat,ağırlığıyla hissedilirdi.
Bugün 3 Mayıs…
Basın Özgürlüğü Günü.
Kutluyoruz.
Ama içimizde bir buruklukla.
Çünkü özgürlük dediğin şey, sadece konuşabilmek değildir.
Ne zaman susacağını da bilmektir.
Her mikrofona uzanan el, gazetecilik değildir.
Her yazılan cümle de hakikat sayılmaz.
Donanım dediğin…
Her konuda fikri olmak değil,
Gereksiz yerde fikrini geri çekebilmektir.
Bugün herkes konuşuyor.
Ama çok az kişi tartıyor.
Kelimeler ucuzladı.
Manşetler hafifledi.
Ekranlar doldu…
Ama içleri boşaldı.
Oysa gazetecilik;
Birine çamur atarak yükselmek değil,Tehditle hiç değil.
Gerçeği kirletmeden anlatabilmektir.
Bir gazeteci…
Sadece kendini temsil etmez.
Bir geleneği taşır.
40 yıldır Sahada Gazeteciyim Ailemle bu Onur yeter bize.
Gazeteci bir emeği sırtlar.
Bir vicdanı savunur.
Ve en önemlisi…
Bir duruşu olur.
Duruş…
Rüzgâra göre eğilmemektir.
Kalabalığa göre şekil almamaktır.
Doğruyu, yalnız kalsa bile savunabilmektir.
Bugün“ben buradayım” demek kolay.
Ama iz bırakmak…
Zordur.
Çünkü iz bırakmak,görünmekle olmaz.
Üretmekle olur.
Sabırla olur.
Emekle olur.
Ve en çok da…
Sorumlulukla olur.
Genç gazetecilere düşen en büyük görev de budur:
Bağırmak değil,anlamak.
Yetişmek değil,derinleşmek.
Görünmek değil,iz bırakmak.
Çünkü bu meslek…
Bir meslekten fazlasıdır.
Bu meslek,demokrasinin omurgasıdır.
Ve omurga eğilirse…
Geriye sadece kalabalık kalır.
Bugün 3 Mayıs.
Kutlu olsun.
Ama sadece kutlamak yetmez.
Hatırlamak gerekir…
Gazetecilik bir“meslek” değil,
Bir“sorumluluk”tur.
Ve o sorumluluk…
Ancak vicdanla taşınır.








