OKULDA ÖLMEK

OKULDA ÖLMEK

OKULDA ÖLMEK


Bir ülke düşünün…
En güvenli olması gereken yerlerde insanlar ölüyor.


Adliye koridorlarında değil.
Gece yarısı ıssız sokaklarda değil.
Savaş alanında değil.
Sınıfta.
Tebeşirin tozunun hâlâ havada asılı kaldığı bir sınıfta.
Bir öğretmen, tahtaya yazı yazması gerekirken, hayatının son cümlesini yazıyor bu ülkede.
Fatma Nur Çelik…
Bir isim değil artık.
Bir yara.
Evlat bildiği öğrencisi tarafından, görev yaptığı sınıfta katledildi.
Okulda.
Ders saatinde.
44 yaşında.
Bir anne.
Üstelik 2 yaşında lösemiyle mücadele eden bir evladın annesi.
Şimdi o çocuk annesiz.
Şimdi bir aile eksik.
Şimdi bir ülke biraz daha karanlık.
Uzun süredir okula gelmeyen bir öğrenci.
Rehberlik görüşmeleri yapılmış.
Tutanaklar tutulmuş.
Uyarılar yapılmış.
Psikiyatrik tedavi süreci biliniyormuş.
Biliniyormuş.
Ama önlem yok.
Çünkü bizde “bilmek” yetiyor.
Yapmak gerekmiyor.
Sonra bir sabah bir çocuk elinde bıçakla okula giriyor.
İki öğretmeni, bir öğrenciyi hedef alıyor.
Bir öğretmen hayatını kaybediyor.
Ve yine aynı cümleler:
“Başımız sağ olsun.”
“Üzgünüz.”
“Gereken yapılacak.”
Ne zaman?
Kaç öğretmen daha toprağa verildikten sonra?
Bu ilk değil.
Ve korkarım ki son da olmayacak.
Çünkü biz, öğretmeni kutsal gören bir toplumdan, öğretmeni savunamayan bir topluma dönüştük.
Bir zamanlar “Eti senin kemiği benim” denirdi öğretmene.
Şimdi “Canı da senin, kaderi de senin” deniyor sanki.
Şiddet sınıfa kadar indi.
Saygı çoktan terk etti o binayı.
Öğretmen; bir anne, bir baba, bir rehber, bir pusuladır.
Hepimizin hayatında bir öğretmen vardır.
İlk harfi öğreten.
İlk şiiri ezberleten.
Elimizden tutup korkularımızı azaltan.
Yıllar geçer ama adı unutulmaz.
Çünkü öğretmen sadece ders anlatmaz.
Hayat öğretir.
Ben ilkokulda olduğu gibi, Ünüversitedeki hocalarıma saygıda kusur etmedim.
Her zaman eğitimciler rehberim oldular.
Şimdi soruyorum:
Hayat öğretenler bu ülkede can güvenliği olmadan nasıl ders anlatacak?
Tahtaya yazı yazarken arkasını kollamak zorunda kalan bir öğretmen nasıl eğitim verecek?
En güvenli olması gereken yerler artık en güvensiz alanlar.
Okul kapısından içeri giren bir öğretmen “Acaba?” diye düşünüyorsa, orada eğitimden söz edilemez.
Orada ihmal vardır.
Orada sorumsuzluk vardır.
Orada görmezden gelme vardır.
Ve her ihmal, bir gün bir cenazeye dönüşür.
Sendikaların çoğu sessiz.
Siyaset sessiz.
Yetkililer sessiz.
Ama anneler sessiz değil.
Meslektaşlar sessiz değil.
Vicdanı olan hiç kimse sessiz değil.
Çünkü herkes biliyor:
Bugün Fatma Nur öğretmen.
Yarın başka bir öğretmen.
Bir gün belki sizin çocuğunuzun öğretmeni.
Belki de sizin evladınız.
Bu ateş uzakta değil.
Kapımızda.

Benzer Haberler